İspanya Kupası Barcelona'nın!

Barcelona Real Madrid'i 3-2 yenerek İspanya Süper Kupası'nı kazandı.

This is default featured post 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured post 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured post 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured post 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Türk Futbolu Nereye Gidiyor!

  TFF'nin aldığı kararı anlayabilmiş değilim.Nasıl olurda Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden men etme hakkını,yetkisini bulur.Üstelik UEFA'nın bu bildirgeyi yayınlaması üzerine kararı aldığını vurgulaması..

Konu Başlıkları:


-"TFF Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne Göndermeme Kararı Aldı"
-"Fenerbahçe'den UEFA'ya ve TFF'ye Yaylım Ateşi"
-"Kocaman Bıraktı!"
-"Rıdvan Dilmen'de Bırakıyor!"



İşte o kararlar , bildirgeler ve gelişen olaylar;

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Fenerbahçe ve Juventus Arasındaki Farklar!

 Fanatik'te bir yazı gördüm.Fenerbahçe ve Juventus olayları tamamen farklı..Juventus 5 sene içerisinde 4. şampiyonluğunu elde ediyordu ve 2.ligi bırakın 3.lige düşüreleceği iddia ediliyordu.. 

 İşte o yazı;

Juventus 2006'da küme düşürüldü ama tartışmalar hiç bitmedi. Şimdi de F.Bahçe'nin Juventus gibi küme düşebileceği tartışılıyor. Ancak iki takımın davaları arasında en ufak bir benzerlik yok. İşte 2006'da küme düşürülen Juventus'un hikayesi.

İtalya'daki şike skandalı 2005-2006 sezonunun sonunda meydana geldi. Reggina'yı 2-0 ile geçen Juve, lig tarihindeki 29. şampiyonluğuna ulaşırken, beş sene içerisinde de dördüncü şampiyonluğunu kazanıyordu.
Ancak ligin sonlarına doğru ülkenin en büyük gazetelerinden La Gazetta dello Sport, Juventus'un bırakın Serie B'yi onun da bir alt ligi olan Serie C'ye düşürüleceğini yazıyordu.

JUVENTUS DÜŞÜRÜLDÜ
Temmuz ayı geldi, çattı ve Juventus'un şampiyonluğu 'Calciopoli' adı verilen şike davası sebebiyle tescillenmedi. Juventus genel manejerlerinden Luciano Moggi, hakem atamalarına etki ettiği, menajerlik şirketi sayesinde hangi futbolcunun hangi takımda oynayacağına kendi karar verdiği ve direkt etki ettiği ve bunlar için gizli bir iletişim ağı kurup yurt dışındaki bağlantıları sayesinde değişik SIM kartlarıyla görüşmeler yaptığı ve kulüp muhasebesinde usulsuzluk yaptığı gerekçesiyle suçlandı.

Moggi bütün iddiaları reddetmesine karşın Juventus, Serie B'ye düşürüldü, itirazlar sonucunda -30 puan cezası -9'a düştü. Aynı suçlara karıştığı belirtilen Milan, Fiorentina ve Lazio ise Serie A'da kaldı. Moggi'ye 5 yıl futboldan men cezası verilirken, bu ceza geçtiğimiz ay ömür boyu men cezasına çevrildi. Bu arada Juventus'un 2004-05 ve 2005-06 sezonları şampiyonlukları da geri alındı. 2004-05 sezonu yok sayılırken, 2005- 06 sezonu ikinci sıradaki Milan'ın 8 puanının silinmesiyle üçüncü sıradaki Inter'e verildi.

JUVE'Yİ ADETA INTER DÜŞÜRÜYOR
Calciopoli davası ile birlikte İtalya Futbol Federasyonu (FIGC) başkanı Franco Carraro ve hakem atamalarından sorumlu başkan istifa ettiler. Futbol Federasyonu başkanlığına ise hikayenin baş aktörlerinden biri olan Guido Rossi geldi. Peki Guido Rossi kim? Rossi, Juventus'un Serie C'ye düşürüleceği haberlerini daha lig bitmeden yapan La Gazetta dello Sport gazetesinin yönetim kurulu üyesi, Inter eski ikinci başkanı, ve Telecom Italia başkanı...

ROSSI'NİN BİR AYDA YARATTIĞI KANUN
Federasyon'un başına geçen Rossi, anında bir kanun çıkarıyor. "Hakem atamalarından sorumlu olan kişilerle bağlantı kuranlar direkt olarak hakem atamalarına etki etmiş sayılacak ve cezalandırlacak" diyor kanun. Moggi'nin hakem atamalarından sorumlu kişilerle görüşmeleri tespit ediliyor ancak bu atamalara etki ettiğine dair en ufak bir kanıt bulunamıyor. Buna rağmen sanki etki etmiş gibi sayılıp Juve küme düşürülüyor. Rossi ise Juventus küme düştükten sonra ilginç bir şekilde görevinden ayrılıyor. Yani görevde 2 ay kalıyor.

MOGGI DAVALARI KAZANMAYA BAŞLIYOR
Luciano Moggi, kendisine ve Juventus'a yöneltilen suçlamaları ise sivil mahkemelere taşıyor. Bunların hepsinden birer birer aklanıyor. İddialar arasında hakem atamalarıyla ilgilenen kişilere FIAT desteği sayesinde (Juventus'un sahibi olan kişi, FIAT'ın da sahibi) Maserati aldığı iddiaları da var. Maseratiler'in faturalı olduğu ve hediye edilmediği ortaya çıkıyor. Gizli iletişim ağı ve SIM kart kararı da Moggi'nin lehine sonuçlanıyor. Kulüpte usulsuzlük davasında da haklı çıkıyor Moggi. Yani 2006 yılında Moggi'nin suçlandığı ve Juventus'un küme düşürülme sebebi olan bütün kararlardan aklanıyor.

TELEFONLARI DİNLEYEN INTER
Bu davadan apayrı bir davada ise Inter'in Telecom Italia aracılığıyla kendisine menfaat sağlayacak biçimde telefon dinlediği bir Telecom Italia çalışanı tarafından iddia ediliyor. Inter'in sponsoru Pirelli, Telecom Italia ve Inter yöneticisi Marco Tronchetti ise iddiaları mahkemede kabul ediyor.

AVUKATLAR PES ETMİYOR
Moggi'nin avukatları uzun bir çalışma sonrasında mahkemeye Juventus'un küme düşürüldüğü yıl diğer takımların da hakem atayan kişilerle konuştuğunu belirten kanıtlar gösteriyor. O zamanın savcısına Juventus'un konuşmalarını mahkemeye sunarken diğer takımların konuşmalarını neden sunmadığı sorulunca da 'O konuşmaların hakem atamalarına yönelik olduğunu düşünmedim' diye komik bir cevap veriyor. Yani Juve'yi küme düşüren olayları diğer takımlar da yapmış ancak o davanın savcısı diğer takımların görüşmelerini bilerek veya bilmeyerek davaya dahil etmemiş. Bunu yapan Juventus ise Rossi'nin (Inter 2. başkanı, La Gazetta dello Sport yönetim kurulu üyesi, Telecom Italia başkanı) 2 aylık başkanlığında çıkardığı kararla küme düşürüldü.

KARA İLİŞKİLER DEVREDE
Bu ilişkiler silsilesinde her şey FIAT'ın sahibi Gianni Agnelli'nin ölümüyle başlıyor. Agnelli Juventus'un da en önemli kişilerinden. Daha önce de söylediğimiz gibi FIAT, Juventus'un sahibi. Aile içinde birçok tasfiyeler, savaşlar oluyor. Sonunda mirası devralanlar yönetimi FIAT ile kardeş şirket sayılan Ferrari'nin başkanı Luca Cordero di Montezemolo'ya bırakıyorlar. Montezemolo ve kulübün yeni varisleri, Moggi ile anlaşamıyorlar. Ancak Moggi çok güçlü. Yıllardır kulüpte görev yapıyor ve onun döneminde Juve şampiyonluklara ambargo koymuş. 30. şampiyonluğu alıp 3. yıldızı takması an meselesi. Ancak devreye Inter giriyor. Ferrari'nin başkanı, Juve'nin çiçeği burnunda yöneticisi Montezemolo'ya tarihi bir teklif geliyor. Kimden mi? Inter'in sahibi Massimo Moratti'den...

Telecom Italia'nın Ferrari'ye sponsor olması karşılığında Juventus, aklanması neredeyse garanti olduğu bir üst mahkemeye başvurusunu son anda çekiyor.

Yani kişisel çıkarlar uğruna Juventus adeta güme gidiyor. Bir üst mahkemeye itiraz verilmiyor. Juve, küme düşmeyi bilerek kabul ediyor. Sonunda Telecom Italia (TIM) Ferrari'ye sponsor oluyor. Juve'yi küme düşüren kanunu çıkaran, 2 ay görevde kalan federasyon başkanı Guido Rossi, Juve'nin sahibi FIAT'a danışman oluyor. Evet Inter 2. başkanı Juventus'un şirketine danışman oluyor.

Bütün bu olanlardan kulübün varislerinin tabii ki haberleri var. Inter ile anlaşan, Moggi'yi saf dışı bırakan Ferrari başkanı Montezemolo da sonunda varisler tarafından ödüllendiriliyor ve Nisan 2010'da FIAT'ın da başına geçiyor. Yani Juventus Truva atı misali adeta içeriden çökertiliyor.


Kaynak:fanatik.com.tr



20 Ağustos 2011 Cumartesi

Supernatural 7.Sezon Prömiyeri için Fragman Yayında!


Supernatural'in yeni sezon başlangıç tarihi yaklaştıkça yayıncı kanal The CW'den 7.sezon için yeni tanıtım videoları yayınlanmaya devam ediyor. 

Şu sıralar yayıncı kanal The CW geçtiğimiz sezonun tekrar bölümlerini yayınlamakta. Geçen gün yayınlamış oldukları 6.sezonun 19.bölümü Mommy Dearest'in ekranlara gelmesinin ardından yeni sezonun ilk bölümü 'Meet The New Boss' için kısa süreli bir promo yayınladılar.

Lady Gaga-You and I


HibyCocuk(Emre) Lady Gaga'nın Mayıs 2011'de yayınlanan "Born This Way" adlı albümünden yayınlanan son single You and I'ın yeni klibini sitesinde paylaştı.Single beğendim ve ben de paylaşmak istedim (:

İşte Video:



Klibe Esfane Queen gitaristi Brian May konuk oldu..

Dilendiği Paraları Somali'ye Yardım için Toplamış!





 Gaziantep'te zabıta ekiplerinin operasonunda yakalanan bir kadın dilenci, "Yakalanmasaydım topladığım parayla Somali'ye yardım edecektim" deyince herkesi şaşırttı.




 Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü, Ramazan ayının manevi atmosferinden yararlanarak kendilerine rant sağlamaya çalışan kişilere yönelik çalışma başlattı. Zabıta ekipleri, halkın yoğun olduğu işlek cadde ve sokaklarda kendilerini mağdur süsü vererek para toplayan dilencilere yönelik operasyon düzenledi.
Cuma namazı öncesi gerçekleştirilen operasyonda zabıta ekipleri cami ve çevrelerinde yakaladıkları dilencileri toplayarak minibüslerle Dilenci Toplama Merkezi’ne götürdü. Yakalanan dilenciler arasında bulunan 7 çocuk annesi, 51 yaşındaki Gülseren Öter söyledikleriyle zabıta ekiplerini bile şaşırttı. Toplayacağı paranın bir kısmını Somali’ye göndermek istediğini belirten Öter, "Elimde olsa Somali’deki fakirlere, çocuklara para gönderirdim. Eğer çok para toplasaydım ben de Somali’ye yardım yapardım. 20 TL kazansaydım, 10 TL’sini onlara gönderecektim. Allah onların yardımcısı olsun. Yine biz burada ekmek, aş bulup yiyoruz. Onlar bunu da bulamıyor" dedi.
Genellikle il dışından geldikleri belirlenen dilencilerin üzerinden bir miktar kağıt, çok miktarda da bozuk para çıktı. Dilencilerin topladıkları paralara el konuldu.




Şampiyonu Play-off Belirleyecek!

Futbol federasyonu devrim niteliğinde bir ilke imza attı.




TFF yeni sezon öncesi Türk futbolunda ‘devrim’ yaptı... Süper Lig’de ‘play-off’ sistemine geçildi.Şampiyon, ilk 4 takımın kendi arasında oynayacağı lig usülü 6 maç sonunda ortaya çıkacak!

Yayıncı kuruluş LİG TV’nin dün Süper Lig kulüp başkanlarına verdiği iftar yemeğinde play-off projesi paylaşıldı.

Hollanda, Belçika ve Ukrayna’nın da uyguladığı benzersistem kulüp başkanları tarafından büyük destek gördü ve Süper Lig’in gelecek sezondan itibaren play-off sistemindeoynanmasına karar verildi.

Buna göre 34 haftalık heyecan sonucu ilk 4’e giren takımlar çift devreli lig usulü kendi aralarında 6 maç daha yapacak. Ligde toplanılan puanlar play-off’a taşınacak ve ardından oynanacak maçlarla da şampiyon takım belirlenecek.

40 haftalık maratonun ardından sıralamada şampiyon ve 2. olan takım Şampiyonlar Ligi’ne, 3. olan takım ise Avrupa Ligi’ne katılacak. 4. sırada kalan takımın da Avrupa şansı devam edecek.

İlk 4 takımın yanı sıra 5, 6, 7 ve 8. sırayı alan takımlar da kendi aralarında play-off maçları yapacak. Bu 4 takım arasında ilk sırayı alan takım da Avrupa şansı kazanacak. İlk grubun 4.’sü ile 2. grubun 1.’si kendi aralarında bir maç oynayacak.Kazanan takım Avrupa Ligi’ne katılacak.

Play-off sistemi bu sezon itibarıyla sadece zirvedeki takımları ilgilendirecek. Bir sonraki sezonda ise küme düşme hattındaki takımlara da uygulanacak.

ÇARŞAMBA GÜNÜ 9 MAÇ
Yeni sezonda 9 haftada maçlar Çarşamba günü oynanacak. Ayrıca Türkiye Kupası’nda da değişikliğe gidilecek. Kupa maçları tek maç eliminasyon sistemine dönüşecek. Bu doğrultuda Türkiye Kupası’nı kazanan takım da daha önce olduğu gibi Avrupa Ligi’ne katılacak. Yeni sezon fikstürünün de Cuma günü çekileceği ifade edildi.

Bu arada G.Birliği Başkanı İlhan Cavcav, TFF yönetimine karşı bildiriler yayımlayan G.Saray’ın Kulüpler Birliği’nden ihracını istedi.

Fifa 2012 Demo ve Tam Sürüm Çıkış Tarihleri Belli Oldu


 Efsanevi oyunlarımdan biri olan Fifa 2012'nin demo çıkış tarihi 13 Eylül olarak bildirildi.Gecikme yaşayacakları halinde demo çıkış tarihinin 16 Eylül olabileceğini duyuruldu.

 Fifa 2012 tam sürüm oyunu ise 30 Eylül'de satışa çıkarılacak.Demoda deneyebilmemiz için yer alan takımlar;

► Barcelona

► Arsenal

► AC Milan

► Manchester City

► Marseille

► Borusia Dortmund

Bakalım bu sene Pes ve Fifa arasından en fazla hangisi tercih edilecek,sevilecek? (:

Kaynak:

19 Ağustos 2011 Cuma

Jensen Ackles Supernatural'in Yeni Sezonu Hakkında Konuştu




Supernatural'in yıldızı Jensen Ackles (Dean Winchester) yaptığı açıklamada yaklaşmakta olan 7.sezonla ilgili yeni ipuçları verdi.

Jim Beaver (Bobby Singer) önceden yaptığı açıklamalarda gelecek bölümlerin The CW'nin sevilen dizisinin formatında bazı değişiklikleri beraberinde getireceğini söylemişti.

E! Online'a konuşan Ackles, ''Esasında bu sezonki konu dünyada yeni bir kötülüğün var olacağı ve çocukların yetersiz kaynaklarıyla bunlarla mücadele etmek zorunda kalacakları. Bu, gerek Dean ve gerekse de kardeşi Sam için zor bir durum olacak'' derken yeni sezonun ilk bölümlerinin daha çok genç Winchester, Sam (Jared Padalecki) üzerine yoğunlaşacağını belirtti.

Supernatural, 23 Eylül Cuma akşamı The CW ekranlarında yeni sezonu açacak. Yeni sezon 23 bölümden oluşacak. CW başkanı Mark Pedowitz geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada dizinin yedinci sezon sonrasında da devam edebileceğini açıklamıştı.

Supernatural - Comic-Con First Look



Teen Wolf

Genel Bilgi



Yapım: 2010,  2011 ~ ABD

Tür: Dram,  Fantastik,  Komedi,  Korku,  Romantik

Yönetmen: Toby Wilkins,  Tim Andrew,  Russel Mulcahy

Oyuncular: Jr Bourne,  Jill Wagner,  Linden Ashby,  Holland Roden,  Colton Haynes,  Kendrick Cross,  Crystal Reed,  Tyler Hoechlin,  Tyler Posey,  Adam Rosenberg,  Adam Ciesielski,  Adam Fristoe,  Albert Valladares,  Anna Enger,  Anthony Ennis,  Brad James,  Brian Bascle,  Carrie Kroll,  Desiree Hall, Dylan O’brien,  Eaddy Mays,  Ian Bohen,  Jamie Walker,  Jamila Thompson,  Jayr Kalis,  Jeff Rose, Jonathan Kleitman,  Keahu Kahuanui,  Lee Ramsey, Marty Adelstein,  Melissa Ponzio,  Michael L. Peterson,  Michael H. Cole,  Michael Viscusi,  Orny Adams,  René Echevarria,  Shannon Guess,  Stephen David Calhoun,  Tyler Posey (scott Mccall),  Walter Hendrix

Senaryo: Jeff Davis

Yapımcı: René Echevarria,  Karen Gorodetzky,  Keith Birkfeld, Tim Andrew,  Christopher Ottinger,  Marty Adelstein, Joseph P. Genier,  Jeff Davis

Görüntü Yönetmeni: Jonathan Hall

Müzik: Dino Meneghin

Filmin Websitesi: www.mtv.com/shows/teen_wolf/series.jhtml

Süre: 1 saat

Dizi Özeti

Lise hayatının zorluklarına bir de kurtadam olmanın yükü eklenince Teen Wolf’un kahramanı Scott’ın hayatı komik olduğu kadar korkutucu olaylara sahne oluyor. 80′lerin unutulmaz filmi, yepyeni yorumuyla tekrar karşımızda.


Kuzey California’daki Beacon Hills’te yaşayan Scott McCall, öğrencisi olduğu lisenin sosyal hayatı pekte parlak olmayan gençlerinden biriyken, doğaüstü bir olay hayatını değiştirecek. Lise hayatının popülerlik basamaklarını tırmanmak için bir gereklilik olan spor konusundaki başarısızlığı, genç kahramanımızın kendine farklı uğraşlar aramasına neden oluyor. Küçük bir banliyöde çalışan Scott, ormandaki bir cesetle ilgili söylenti duyunca havanın kararmasını bekleyip, araştırmak için yola düşüyor. Araştırması kurtadama dönüşmesine yol açacak bir ısırıkla sonuçlanıyor.
Gün geçtikçe yeni özellikler kazanan Scott’ın hayatı, spor becerisinden sosyalleşmesine kadar bir kurtadam olarak yepyeni bir boyuta taşınıyor. Kahramanımız sık sık “Bu bir lanet mi yoksa bir armağan mı?” sorusuna cevap aramaya çalışırken yakın arkadaşı Stiles Stilinski, biricik aşkı Allison ve yeni akıl hocası Derek Hale’den destek alıyor.


Fragmanlar:



Teen Wolf 1x12 Preview

Duman-Dibine Kadar



Şarkı Sözü:
Yazdım çizdim hayal ettim
Sazla sözden ibarettim
Arkamı döndüm emanet ettim
Anlayamadın ya
Aklım fikrim kaynayınca
Söz müzikle ağlayınca
Kalbimi açtım ibadet ettim
Ama o anladı
O beni anladı
Dibine kadar
Dibine kadar
Güldüm geçtim genceciktim
Aşk içinde meşke daldım
Kendimi buldum onu kaybettim
Anlayamadın ya
İyisin hoşsun bir yokuşsun
Harbiden baya bi boşsun
Şarkıya türküye lanet olsun
Anlayamadın ya
Ama o anladı
O beni anladı
Dibine kadar
Dibine kadar

Rock'n Coke 2009 Konseri:


Klip:


Atatürk'ün Hayatı 2


ATATÜRK'ÜN GÖRÜŞLERİ


Ekonomi üzerine



Atatürk Devrimlerinin sonucunda, Türkiye'nin ekonomik yapısı tümüyle iyi yönde bir gelişme göstermiştir. Kapitülasyonların kaldırılması ile birlikte, ulusal bir ekonomi için gerekli olan temel atılmıştır. Atatürk'ün ülke ekonomisi hakkındaki düşüncesini, "Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür" sözlerinde bulmak mümkündür.


Dış Politika üzerine
O dönemde birçok ülke yöneticisinin izlediği iç çatışma  politikalarına, polis devleti taktiklerine ve nihayet  uluslararası ihtilaflara yönelmelerine rağmen, Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözüne sıkı bir biçimde, bağlı kalan Türkiye, bu dönemde ülke  içerisindeki devleti ve onun kurumlarını içten çökertme girişimlerini engelleyebildiği gibi, savaşlara da bulaşmamayı başarmıştır.
iSTiKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Akif Ersoy

ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ - ASIL METİNEy Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve
Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Ankara, 20 Ekim 1927
-o-
ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ - YENİ TÜRKÇE
Ey Türk Gençliği!
Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemilikleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin gençliği!
İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır!
Söylev' den 20 Ekim 1927

CUMHURİYETİN 10. YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE
ATATÜRK'ÜN NUTKU – ORİJİNAL
Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15'inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını  doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, Temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek  Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkarane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en  geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk  illeti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.
Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da,  güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz  alışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.
Büyük Türk Milleti,
On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaat eden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene!
Ankara, 29 Ekim 1933 
CUMHURİYETİN 10. YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE
ATATÜRK'ÜN NUTKU - YENİ TÜRKÇE
Türk Ulusu!
Kurtuluş Savaşı'na başladığımız 15'inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk Ulusunun bir bireyi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinici ve coşkunluğu içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunluluğunda ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bize zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici görüşüne göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmektedir. Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Bunda da başarılı olacağımıza kuşkum yoktur. Çünkü Türk ulusunun karakteri yüksektir. Türk ulusu çalışkandır. Türk Ulusu zekidir. Çünkü Türk Ulusu, ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Çünkü Türk Ulusunun yürütmekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet  bilimdir. Şunu da önemle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk Ulusunun tarihsel bir niteliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusuna ara vermeden ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmek ulusal ülkümüzdür. Türk ulusuna çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün insanlığa gerçek huzurun sağlanması yolunda, kendine düşen uygarca vazifeyi yapmakta başarılı kılacaktır. Büyük Türk Ulusu! On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde başarı vaat eden çok sözlerimi işittin. Mutluyum ki, bu sözlerimin, hiçbirinde, ulusumun, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki, ulusal ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk Ulusunun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır. Hiçbir an kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonra ki  elişmesi ile, geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Türk Ulusu!
Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük onurla, mutluluklarla, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene!
29 Ekim 1933
ATATÜRK'ÜN BAZI ÖZDEYİŞLERİ
- Ne mutlu "Türküm" diyene.
- Geldikleri gibi giderler.
- Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak  Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
- Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.
- Yurtta sulh, cihanda sulh.
- Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum.
- Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.
- Doğruyu söylemekten korkmayınız.
- Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir.  Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve  hissediyorsanız bu yeterlidir.
- Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.
- Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
- Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri !
- Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine  ve refaha ulaştırmaktır.
- Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.
- Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden  sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler  kazanmaya devam edeceğiz.
- Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise,  "Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım" diyebilenindir.
- Egemenlik verilmez, alınır.
- Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.
- Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
- Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.
- Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
- Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının  yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır.  Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz
ve yaşamayacaktır.
- Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.
- Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.

ATATÜRK'ÜN YAŞAMINDAKİ OLAYLAR
(KRONOLOJİK SIRA)

1881  Mustafa'nın Selanik'te dünyaya gelmesi.
1893 Mustafa Selanik'teki Askeri Hazırlık Okuluna başlar ve burada öğretmeni tarafından kendisine ikinci ismi "Kemal" verilir.
1895  Mustafa Kemal Manastırdaki Askeri Liseye başlar.
1899  Mustafa Kemal İstanbul'da Harbiye'nin hazırlık sınıfına başlar.
1902 Mustafa Kemal Harbiye'den mezun olur ve buradan sonra Harp Akademisine
devam eder.
11 Ocak 1905 Mustafa Kemal Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun
olur ve Şam'da bulunan Beşinci Orduda görev almak üzere Şam'a gönderilir.
Ekim 1906 Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam'da "Vatan ve Hürriyet" adıyla gizli bir
dernek kurarlar.
Eylül 1907 Mustafa Kemal Üçüncü Orduya tayin edilir ve Selanik'e gönderilir.
13 Eylül 1911 Mustafa Kemal İstanbul'daki Genel Kurmaya tayin edilir.
9 Ocak 1912 Mustafa Kemal Libya'daki Tobruk taarruzunu başarılı bir şekilde yönetir.
25 Kasım 1912 Mustafa Kemal Hareket Başkanı olarak Akdeniz Boğazları özel Kuvvetlerine
atanır.
27 Ekim 1913 Mustafa Kemal Sofya'ya Askeri Ataşe olarak atanır.
25 Nisan 1915 İttifak Devletleri Arıburnuna çıkarma yaparlar ve Mustafa Kemal Tümeni ile ilerlemelerini durdurur.
9 Ağustos 1915 Mustafa Kemal Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilir.
1 Nisan 1916 Mustafa Kemal Tuğgeneralliğe terfi eder.
6-7 Ağustos 1916 Mustafa Kemal Bitlis ve Muş'u düşmandan geri alır.
31 Ekim 1918 Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olur.
30 Nisan 1919 Mustafa Kemal Erzurum'da bulunan Dokuzuncu Orduya geniş yetkilerle
Müfettiş olarak atanır.
16 Mayıs 1919 Mustafa Kemal İstanbul'u terkeder.
19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Samsun'a ayak basar.
8 Temmuz 1919 Mustafa Kemal gerek Üçüncü Ordu Müfettişliği görevinden gerekse
ordudan istifa eder.
23 Temmuz 1919 Mustafa Kemal Erzurum Kongresi Başkanlığına getirilir.
4 Eylül 1919 Mustafa Kemal Sivas Kongresi Başkanlığına getirilir.
27 Aralık 1919 Mustafa Kemal İcra Heyeti ile Ankara'ya gelir.
23 Nisan 1920 Mustafa Kemal Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisini açar.
11 Mayıs 1920 Mustafa Kemal İstanbul hükümeti tarafından ölüme mahkum edilir.
5 Ağustos 1921 Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandan olarak atanır.
23 Ağustos 1921 Türk birliklerinin Mustafa Kemal tarafından yönetildiği Sakarya savaşı başlar.
19 Eylül 1921 Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ile Gazi unvanını verir.
26 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal Büyük Taarruzu Kocatepe'den yönetmeye başlar.
30 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar savaşını kazanır.
10 Eylül 1922 Gazi Mustafa Kemal İzmir'e girer.
1 Kasım 1922 Büyük Millet Meclisi, Gazi Mustafa Kemal'in Hilafetin kaldırılması Yönündeki önerisini kabul eder.
14 Ocak 1923 Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım İzmir'de vefat eder.
29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ve Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi.
24 Ağustos 1924 Gazi Mustafa Kemal İstanbul Sarayburnu'nda ilk kez şapka giyer.
9 Ağustos 1928 Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda yeni Türk Alfabesi ile ilgili konuşma yapar.
12 Nisan 1931  Gazi Mustafa Kemal Türk Tarih Kurumunu kurar.
12 Temmuz 1932 Gazi Mustafa Kemal Türk Dil Kurumunu kurar.
16 Haziran 1934 Büyük Millet Meclisi bir yasa geçirerek Gazi Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını verme kararı alır.
10 Kasım 1938 Atatürk vefat eder.
* Kaynak: Atatürk'ün hayatının anlatıldığı kısım; Atatürk'ün Yaşamı I. Cilt 1881-1918 (Türk Tarih Kurumu Yayınları XXIII.Dizi-Sa. 4a)

Atatürk'ün Hayatı


ATATÜRK'ün HAYATI Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Türk devriminin yaratıcısı ve uygulayıcısı Mustafa Kemal Atatürk 1881'de Selânik'te doğdu.  Babası Ali Rıza Efendi, anası hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa'nın kızı Zübeyde Hanımdır. Ali Rıza Efendi Selanik Evkaf kâtipliğinde ve Gümrük memurluğunda bulunmuş, daha sonra bu görevinden ayrılarak kereste tüccarlığı yapmıştır. Ali Rıza Efendi'nin 1877 Osmanlı-Rus Savaşından az önce 1876'da Selanik'te kurulan Selanik Asakir-i Milliye Taburu'nda subaylık ettiği, ele geçen bir fotoğrafından ve o günleri bilenlerin anılarından anlaşılıyor.
Mustafa Kemal küçük yaşta babasını yitirdi. Onu zeki ve büyük bir Türk kadını olan annesi Zübeyde Hanım yetiştirdi. Mustafa Kemal ilk öğrenimini Selanik'te Şemsi Efendi Mektebinde yaptı. Bu okul yeni bir yöntemle öğretim yapmak üzere Selanik'te açılmış ilkokuldu. Atatürk çocukluğuna ve ilk öğrenim yaşamına ilişkin anılarını ilk kez 1922 yılı başında Ankara'da kendisiyle bir konuşma yapmış olan Vakit Gazetesi yazarı Ahmet Emin (Yalman)a çok içtenlikle şöyle anlatmıştır. (Elverdiğince bugünkü dile çevrilmiştir).
"Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, okula gitmek meselesine aittir. Bundan dolayı anamla babam arasında şiddetli bir çatışma vardı. Annem, ilahilerle okula başlamamı ve mahalle okuluna gitmemi istiyordu. Gümrükte memur olan babam, o zaman yeni açılan Şemsi Efendi'nin okuluna gitmemi ve yeni yöntemlere göre okumamı yeğ tutuyordu. Nihayet babam işi ustaca çözdü. İlk önce bilinen törenle mahalle okuluna başladım. Böylece annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da mahalle okulundan çıktım; Şemsi Efendi'nin okuluna yazıldım. Az zaman sonra babam öldü. Annemle birlikte dayımın yanma yerleştik. Dayım köy hayatı geçiriyordu. Ben de bu hayata karıştım. Bana görevler veriyor, ben de bunları yapıyordum. Başlıca görevim tarla bekçiliği idi. Kardeşimle birlikte7 bakla tarlasının ortasındaki bir kulübede oturduğumuzu ve kargaları kovmakla uğraştığımızı unutamam. Çiftlik hayatının diğer işlerine de karışıyordum. Böylece, biraz süre geçince annem okulsuz kaldığım için kaygılanmaya başladı.

Babası Ali Rıza Efendi, Kırmızı Hafız lâkabıyla tanınan, Ahmet Efendinin oğludur. Aile soyca Anadolu’dan Rumeli’ye geçmiş, orada önce Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık beldesine yerleşmiştir. Atatürk’ün dedesi ve amcasının taşıdıkları “kızıl” lakabından da anlaşılacağı gibi Rumeli’de yaygın olarak yerleşmiş olan Kızıl - Oğuz  Yahut Kocacık Yörükleri, Türkmenleri soyundan gelmektedir. Aile muhtemelen 1830 dolaylarında Selânik’e  yerleşmiştir. Ali Rıza Efendi burada 1839 dolaylarında doğmuştur. Onun Kızıl Mehmet Hafız isimli bir erkek, Nimet isimli bir de kız kardeşi olmuştur. Ali Rıza Efendi önceleri Selânik evkaf idaresinde sonra gümrük idaresinde  çalışmış, 1876’da Asakir-i Millîye taburunda gönüllü subay olarak hizmet etmiş ve 1871 dolaylarında Zübeyde Hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten olan üç çocuk (Fatma, Ahmet ve Ömer) küçük yaşlarda hayata veda etmişlerdir. Mustafa’dan sonra doğan Makbule (Boysan, sonra Atadan) yaşamış, Naciye ise 12 yaşlarında ölmüştür.
Mustafa okul çağına gelince anne ile baba arasında görüş ayrılığı belirdi. Geleneklere bağlı olan annesi onun dinî törenle ilâhîlerle mahalle mektebine gitmesini istiyordu. Aydın görüşlü olduğu anlaşılan babası ise onun yeni açılan ve modern eğitim yapan Şemsi Efendi İlkokulunda eğitim görmesini arzu ediyordu. Neticede baba olayı diplomatça çözümledi. Mustafa önce ilâhîlerle, dinî törenle mahalle okuluna başladı, birkaç gün sonra da oradan alınarak Şemsi Efendi okuluna başladı (1887). Mahalle Mekteplerinin aksine bu okulda yeni öğretim metodları uygulanmakta, kara tahta, tebeşir, silgi, öğretmen masası, okumayı kolaylaştıracak levhalar kullanılmaktaydı. Pedagojik esaslara göre modern öğretim yapan bu okulun Mustafa’nın fikrî gelişmesinde olumlu etkiler yarattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu arada Ali Rıza Efendi rüsümat memurluğunu bırakmış önce kereste sonra tuz ticareti işine girmiştir. Birincisini Rum eşkiyalar, ikincisini de tuzların erimesi dolayısıyla bırakmış ve ticarî hayattan çekilmiştir. Tekrar memuriyete giremeyen Ali Rıza Efendi hastalanmış ve 1890 dolaylarında vefat etmiştir. Mustafa babasının ölümü üzerine okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Maddî durumu yetersiz olan Zübeyde Hanım Langaza’da tarımla meşgul ağabeyi Hüseyin Ağa’nın yanına gitti (1890 dolaylarında). Çiftlik hayatı Mustafa’nın fizikçe gelişmesi ve el becerilerinin artması bakımından faydalı oldu. Ancak Zübeyde Hanım oğlunun öğreniminin yarım kalmasından üzüntülüydü. Mustafa’yı caminin imamı, köyün papazı ve son olarak da özel öğretmenle eğitmek gayretleri sonuçsuz kaldı. Sonunda anne oğlunun iyi bir eğitim görmesini sağlamak için onu Selânik’e halasının yanına gönderdi. Mustafa Selânik Mülkiye Rüştiyesi’nde (ortaokul) öğrenime başladı. Ancak burada öğrenciler arasındaki bir kavga dolayısıyla öğretmenlerinden birinin sert muamelesi üzerine okulu terketti Gönlü öteden beri askerî okuldaydı. Ancak annesi biricik oğlunun asker olup aile ocağından ayrılmasını istemiyordu. Mustafa annesine haber vermeden Selânik Askeri Rüştiyesi’nin sınavlarına girdi. Sınavı kazandı (1893). Annesini ikna etmesi zor olmadı. Artık önünde sadece kendisinin değil mensup olduğu ulusun kaderini değiştirecek yeni bir ufuk açılmıştı.
Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.
Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır: • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
• Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
• I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
• II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
• Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
• Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) 
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.
Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.
Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.
ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜAtatürk ülke içerisinde sık sık seyahat etmektedir.  Gemlik ve Bursa gezileri esnasında Atatürk soğuk alır. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere İstanbul'a geri döner. Ama, ne yazık ki hastalık ciddidir. 10 Kasım 1938 tarihinde saat 9.05'te tüm çabalara rağmen çok sevdiği halkından ayrılmak zorunda kalır. Ama insanlarının gözünde ölümsüzlük kazanmıştır. Öldüğü andan itibaren, çok sevilen ismi ve hatırası, çok sevdiği halkının kalbinde yerini almıştır. O bir kumandan olarak birçok savaş kazanmış, bir lider olarak kitleleri etkilemiş, bir  devlet adamı olarak başarılı bir yönetim sergilemiş ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve hukuki yapısını kökten değiştirmeyi başarmış; dünya tarihindeki  en üstün şahsiyetlerden birisi olmuştur. Tarih onu Türk ulusunun en şerefli evlatları ve insanlığın en büyük liderleri arasında sayacaktır.

devamı için tıklayın

18 Ağustos 2011 Perşembe

Siriuslular



 Dünyamızdan 8 ışık yılı uzaklıkta bulunan ve köpekyıldızı olarak da bilinen Sirius, ileri bilince açılan boyutlar arası bir kapı niteliğindedir. Siriuslularteknolojik ve spiritüel açıdan bizden oldukça ileridir.
 Siriuslular Pleiadesliler’e göre daha koyu renkte bir tene sahiptirler; ten renkleri açık kahverengiden çok koyu kahverengiye varan bir çeşitlilik göstermektedir. Çarpıcı bir göz yapısına sahiptirler; gözleri büyüktür ve hafifçe kesişmektedir.


 
Siriusluların atalarından bazıları uzak geçmişte gezegenimizle etkileşime geçmişler ve genetikprojenin bir parçası olmuşlardır. Hatta bazıları kendi içlerinde genetik değişimlere uğramışlardır. Bu değişimler sonucu bazıları daha açık bir tene sahip olurlarken, bazıları ise genetik açıdan diğerlerinden çok daha farklı hale gelmişlerdir.
 Siriusluların bazıları insana hiç de benzemeyen varlıklardır; daha çok böcek ve sürüngenleri andırırlar. Bunlar insan gibi memeli yaratıklar olmalarına rağmen, farklı bir görünüşe sahiptirler.

İspanya Kupası Barça'nın

Barcelona Real Madrid'i 3-2 yenerek İspanya Süper Kupası'nı kazandı.


Barça'nın gollerini İniesta (1) ve Lionel Messi (2) , Real Madrid'in ise gollerini Cristiano Ronaldo (1) ve Benzema (1) attı.İspanya Kupası'ndaki ilk maça göre daha etkili ve iyi oynayan Real,Barça'nın topla  oynama yüzdesini de kırdı.
İspanya Kupası'nı en fazla alan Barcelona'nın 10 kupası olmuş oldu.Real Madrid'in ise 8 kupası var.
İspanya Kupası'nı kazanan Barça Real Madrid'in 3 kez üst üste aldığı İspanya Kupası'nı egale etti ve Barcelona'da 3 kez üst üste bu kupayı almış oldu (:

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More